31 Temmuz 2015 Cuma
Yaratan Rabbin adıyla okuyacaklara, Yaratan Rabbin adıyla başlarken..
Levent
Üreyil
Kimdir?
1
Eylül 1976 yılında istanbul'da doğdu. İlk orta ve liseyi Istanbul'da okudu.
İslam ile tanıştığı 2002 yılından sonra Tasavvuf menhecli bir yapıda 5 yıl
medrese eğitimi gördü. Değişik hoca ve üstadlardan Kur'an, Tecvid, Sarf, Nahiv,
İslam Tarihi, Tefsir, Hadis ve Hadis Usûlü dersleri okudu. İslamdan uzak
yılların acısını çıkarmak istercesine, yeni anlayış ve üstadlar da tanıma adına
2009 yılında İslam dünyasının en önemli davet çalışmalarının yapıldığı
"Tebliğ Cemaatini" yerinde görmek için Pakistan'ın Lahore şehrine
"Rıhle" (ilim yolculuğu) için yola revan oldu. Dönemin çalkantılı
Pakistanında bürokratik sorunlarında etkisiyle 4 ay Medrese-i Yûsufiyye'de
Rabbine misafir oldu. Ülkeye iadesinin ardından ilmi tedrisat ve okumalarına
devam etti. Halen islama davet ve insani yardım çalışmalarına İddef'de (insana
değer veren dernekler federasyonu) devam etmektedir.
Yaratan Rabbin adıyla okuyacaklara, Yaratan Rabbin adıyla başlarken..
Hamd bir damla sudan insan yaratan, o insana aynada baktıkça kendininmişcesine övündüğü kusursuz bir çehre ile en güzel şekli veren, ruhunun haz alması için her çeşit renk, tad, koku, ve ses ile..
Yaratan Rabbin adıyla okuyacaklara, Yaratan Rabbin adıyla başlarken..
Hamd bir damla sudan insan yaratan, o insana aynada baktıkça kendininmişcesine övündüğü kusursuz bir çehre ile en güzel şekli veren, ruhunun haz alması için her çeşit renk, tad, koku, ve ses ile..
cesedinin doyması içinse "saymaya kalksa
başaramayacağı" envai çeşit nimet ile süslediği bu varlık sahnesine
"yeryüzünün halifesi" vasfıyla koyan, ve fakat "İnsan başıboş
bırakılacağını mı zannediyor" (1) buyurarak âdeta serzenişte bulunan, ve
"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"
(2) buyruğu ile bu muhteşem kâinatta niçin bulunduğunu o insana hatırlatan
Allah'a olsun..
O Allah ki, vahyine kulak kesilip söz dinleyenlere "Onların Rabbi katında, onlar için diledikleri herşey vardır. İşte bu iyilik edenlerin mükâfatıdır" (3) ayetiyle ölümsüzlük ve esenlik yurdu, harikalar diyarı Cennetini müjdeleyen..
Vahyine kulak tıkayan, emrine asi olan ve varlığını inkâr eden zavallılara ise "Muhakkak ki biz inkârcılar için zincirler, demir halkalı boyunduruklar, ve alev alev yanan bir ateş hazırladık" (4) ayeti ile işkence hücreleri, âzabı elim zindanları ile dolu intikam yurdu Cehennemini va'dedendir.
Salât ve selâm "Sana da Kur'anı indirdik ki insanlara vahyedileni açıklayasın. Onlarda belki düşünürler" (5) âyeti mucibince Rabbimizin kendisine "Kur'anı beyan etme" yetkisi verdiği, Sünneti vesilesiyle Vahyi anlayabildiğimiz, varlığıyla asr-ı saâdete, risaletiyle tüm âlemlere rahmet olan, gelişiyle kendinden önceki cahiliye karanlığına güneş misali doğan Rasûlullah (âleyhissalâtu vesselâm) efendimize ve onun pak âl'ine..
Rasûlullah'tan önce herbiri helvadan put yapıp ilah yerine koyan, acıktıkları vakit'de o ilahtan yiyecek kadar şaşırmış, ama efendimizin gelişiyle Allah'a ve dinine iman ederek Kur'an âyetlerine konu olan ve Rabbimizin "İslâm'ı ilk kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur" (6) âyetiyle kendilerinden razı olduğunu bildirdiği, bahçıvanı Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) olan, asr-ı saâdet bahçesinin gülleri Sahabe-i kiram efendilerimize olsun.
Tüm bunlardan sonra deriz ki... Halaskar dergisinin çıkarılması ile hakkın hakikatin ihyası için çabalayan kardeşlerimizin olduğunu görmek, ve bu salihler korosuna katılmış olmak, şahsım için sürur verici bir durumdur. Bunun için dergimizin editörü Egemen kardeşime şükranlarımı sunarım. Şahsıma bu görev tevdi edildiğinde kendimi buna layık görmemekle birlikte Halaskarda pişirilecek hakk çorbasında tuzum olacağını düşünmek beni cidden mutlu etti. Zerreleri dahi mizanda tartan bir terazisi olan Rabbimden, bu karınca kararı olan amelimi riya ve gösterişten uzak bir salih amel olarak kabul etmesini diliyor, şahsımın ve dergide yazacak olan diğer kardeşlerimin çabalarını mü'minlere faydalı kılmasını O'ndan temenni ediyorum.
"Ben Kur'an okurken Ha Mim'lere geldiğimde kendimi içinde süslendiğim gül bahçelerine düşmüş hissederim" (7) buyuran Abdullah ibni Mes'ud (radiyallahu anh) neden özellikle Ha Mim'lerde böyle hisseder bilinmez.. Ama Kur'anı okurken ruhunun neşe feyz ve huzurun Everest'lerine çıktığı aşikâr. Ona bu huzuru yaşatan elbette sadece Kur'anın lafzını tilavet etmek değildi, O'da tüm Ashâb-ı kiram efendilerimiz gibi Kur'anı okudu, anladı, yaşadı ve helvadan puta tapan müşriklerden geriye vahyi kuşanmış, insanlığın en hayırlı nesli kaldı.
İbni Mes'ud radiyallahu anh'ın bu sevincini zikretmemizden gaye, Rabbimiz nasip ederse bundan böyle gücümüz yettiği dilimiz döndüğünce bize ayrılan bu sayfada, vahyin ve beyan edicisi sünnetin ışığında Ehli sünnet ulemamızın usül ve menhecinde hâkka ve hâkikate dair söyleşiler yapacağız inşaAllah.. Niyetimiz İbni Mes'ud radiyallahu anh'ın çıktığı zirvelere tırmanmak. Dağcılığın zor olduğunu biliyoruz, fakat zirveye çıkmayı başaramasakta niyetimizden kazanacağımızı ümit ediyoruz zira bizim amelden ziyade niyete değer veren bir Rabbimiz var ve O'nun Rasûlü bize zirveyi göremesekte çıkmayı denemekle kazanacağımızı müjdeliyor:
"Ameller niyetlere göredir. Her kişiye niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allaha ve Rasûlüne ise onun hicreti Allaha ve Râsûlünedir. Her kiminde hicreti kavuşacağı bir dünyalık veya nikâhlayacağı bir kadın için ise hicretide o şeyedir " (8) Bu vesileyle bize böyle bir fırsatı verdiği için Allahu tealaya şükrediyor yeni sayıda görüşünceye dek hepinizi zirvelerin sahibine emanet ediyorum.
Selam dua ve gönül dolusu muhabbetle..
1. Kıyamet: 36
2. Zariyat: 56
3. Zümer: 34
4. İnsan: 4
5. Nahl: 44
6. Tevbe: 100
7. Taberi Tefsiri (Hisar Yayınevi C:7 S:199)
8. Buhari İman 4; Bedi'ül vahy 1; Nikah 5; Müslim İmaret 155; Ebu Davud Talak 11; Tirmizi Fezailul Cihad 16; Nesai Taharet 60.
O Allah ki, vahyine kulak kesilip söz dinleyenlere "Onların Rabbi katında, onlar için diledikleri herşey vardır. İşte bu iyilik edenlerin mükâfatıdır" (3) ayetiyle ölümsüzlük ve esenlik yurdu, harikalar diyarı Cennetini müjdeleyen..
Vahyine kulak tıkayan, emrine asi olan ve varlığını inkâr eden zavallılara ise "Muhakkak ki biz inkârcılar için zincirler, demir halkalı boyunduruklar, ve alev alev yanan bir ateş hazırladık" (4) ayeti ile işkence hücreleri, âzabı elim zindanları ile dolu intikam yurdu Cehennemini va'dedendir.
Salât ve selâm "Sana da Kur'anı indirdik ki insanlara vahyedileni açıklayasın. Onlarda belki düşünürler" (5) âyeti mucibince Rabbimizin kendisine "Kur'anı beyan etme" yetkisi verdiği, Sünneti vesilesiyle Vahyi anlayabildiğimiz, varlığıyla asr-ı saâdete, risaletiyle tüm âlemlere rahmet olan, gelişiyle kendinden önceki cahiliye karanlığına güneş misali doğan Rasûlullah (âleyhissalâtu vesselâm) efendimize ve onun pak âl'ine..
Rasûlullah'tan önce herbiri helvadan put yapıp ilah yerine koyan, acıktıkları vakit'de o ilahtan yiyecek kadar şaşırmış, ama efendimizin gelişiyle Allah'a ve dinine iman ederek Kur'an âyetlerine konu olan ve Rabbimizin "İslâm'ı ilk kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur" (6) âyetiyle kendilerinden razı olduğunu bildirdiği, bahçıvanı Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) olan, asr-ı saâdet bahçesinin gülleri Sahabe-i kiram efendilerimize olsun.
Tüm bunlardan sonra deriz ki... Halaskar dergisinin çıkarılması ile hakkın hakikatin ihyası için çabalayan kardeşlerimizin olduğunu görmek, ve bu salihler korosuna katılmış olmak, şahsım için sürur verici bir durumdur. Bunun için dergimizin editörü Egemen kardeşime şükranlarımı sunarım. Şahsıma bu görev tevdi edildiğinde kendimi buna layık görmemekle birlikte Halaskarda pişirilecek hakk çorbasında tuzum olacağını düşünmek beni cidden mutlu etti. Zerreleri dahi mizanda tartan bir terazisi olan Rabbimden, bu karınca kararı olan amelimi riya ve gösterişten uzak bir salih amel olarak kabul etmesini diliyor, şahsımın ve dergide yazacak olan diğer kardeşlerimin çabalarını mü'minlere faydalı kılmasını O'ndan temenni ediyorum.
"Ben Kur'an okurken Ha Mim'lere geldiğimde kendimi içinde süslendiğim gül bahçelerine düşmüş hissederim" (7) buyuran Abdullah ibni Mes'ud (radiyallahu anh) neden özellikle Ha Mim'lerde böyle hisseder bilinmez.. Ama Kur'anı okurken ruhunun neşe feyz ve huzurun Everest'lerine çıktığı aşikâr. Ona bu huzuru yaşatan elbette sadece Kur'anın lafzını tilavet etmek değildi, O'da tüm Ashâb-ı kiram efendilerimiz gibi Kur'anı okudu, anladı, yaşadı ve helvadan puta tapan müşriklerden geriye vahyi kuşanmış, insanlığın en hayırlı nesli kaldı.
İbni Mes'ud radiyallahu anh'ın bu sevincini zikretmemizden gaye, Rabbimiz nasip ederse bundan böyle gücümüz yettiği dilimiz döndüğünce bize ayrılan bu sayfada, vahyin ve beyan edicisi sünnetin ışığında Ehli sünnet ulemamızın usül ve menhecinde hâkka ve hâkikate dair söyleşiler yapacağız inşaAllah.. Niyetimiz İbni Mes'ud radiyallahu anh'ın çıktığı zirvelere tırmanmak. Dağcılığın zor olduğunu biliyoruz, fakat zirveye çıkmayı başaramasakta niyetimizden kazanacağımızı ümit ediyoruz zira bizim amelden ziyade niyete değer veren bir Rabbimiz var ve O'nun Rasûlü bize zirveyi göremesekte çıkmayı denemekle kazanacağımızı müjdeliyor:
"Ameller niyetlere göredir. Her kişiye niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allaha ve Rasûlüne ise onun hicreti Allaha ve Râsûlünedir. Her kiminde hicreti kavuşacağı bir dünyalık veya nikâhlayacağı bir kadın için ise hicretide o şeyedir " (8) Bu vesileyle bize böyle bir fırsatı verdiği için Allahu tealaya şükrediyor yeni sayıda görüşünceye dek hepinizi zirvelerin sahibine emanet ediyorum.
Selam dua ve gönül dolusu muhabbetle..
1. Kıyamet: 36
2. Zariyat: 56
3. Zümer: 34
4. İnsan: 4
5. Nahl: 44
6. Tevbe: 100
7. Taberi Tefsiri (Hisar Yayınevi C:7 S:199)
8. Buhari İman 4; Bedi'ül vahy 1; Nikah 5; Müslim İmaret 155; Ebu Davud Talak 11; Tirmizi Fezailul Cihad 16; Nesai Taharet 60.
Selman Şenkal
Selman
Şenkal
Kimdir?
Aslen
Rizeli ancak Üsküdar doğumludur. Fatih Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu
Yönetimi (ing) mezunudur.2011-2012 yılları arasında Genç Müsiad Dış İlişkiler
biriminde görev almıştır. Sorasında Gençlik Kuruluşları Birliği'nde 2013-2014
Yılları arasında İcra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2013 senesinde
Eğitim birimi koordinatörü olarak başladığı Mihmandar Uluslararası Öğrenci
Derneği'nde Yönetim Kurulu Üyesi olarak devam etmektedir.2015 Mayıs ayında ise
Türkiye Gençlik VAKFI (TÜGVA) Üsküdar Yönetimi'nde göreve başlamıştır ve
Teşkilat Koordinatörü olarak devam etmektetdir. Fıkıh, Siyer, Siyaset, Genel
Kültür, Uluslararası ilişkiler üzerine okumalar yapmaktadır.
Girmeden
tefrika bir millete, düsman giremez;
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.
Kürtçe konuştuğu için dayak yiyen, hapis yatanlar, düşünce ve fikir
özgürlüğü elinden alınan İnsanlar ve ''kasıtlı olarak mahremiyet bölgesi yapılmış''
bir Doğu vardı evet ama artık geçmişte kaldı. Olağan
üstü hal'e AK Parti hükümetinin kurulmasından sadece 12 gün sonra 30 Kasım
2002’de son verildi. Ohal’in kaldırılmasıyla bölge rahat bir nefes alırken,
vatandaşın günlük yaşamı kolaylaştı.77 yeni hastane 255 tane sağlık
ocağı, Ağrı, Elazığ ve Van illerimizdeki
havalimanları yenilenerek daha modern bir hale getirildi. Iğdır, Bingöl, Hakkâri
ve Şırnak Havalimanları tamamlanarak hizmete açıldı, Başta Kürtçe olmak üzere
farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi amacıyla kurs açılması serbest bırakıldı.
Bununla ilgili yasal düzenlemeler yapılarak yönetmelik ve müfredat hazırlandı.
Bu çerçevede, Kürtçe öğrenim kursları yasal hale getirildi ve ‘Kürtçe’ öğrenimi
için özel kursların açılması ile ilgili engel kalmadı. Herkesin çocuğuna
istediği ismi vermesinin önündeki engel kaldırıldı. Farklı dil ve lehçelerde radyo ve
televizyon yayını yapılmasına imkân tanındı. Özel ?televizyonlarla birlikte
TRT’nin de bu alanda yayın yapmasının önündeki yasal engeller kaldırılarak,
yayın hakkı güvence altına alındı. Bununla ilgili TRT Şeş Kürtçe olarak yayın
yapmaya başladı.Sadece 2008 Yılından sonra bölgede
"PKK'ya karşı güvenlik barajı" olarak nitelendirilen 11 barajın
ihalesi yapılarak inşaatlarına başlandı.7 barajdan en önemlileri olan Silopi,
Şırnak ve Uludere barajlarının gövde inşaatları tamamlanıp su tutulmaya
başlanırken, Şırnak'taki diğer 5 baraj ile Hakkari'deki 4 barajın inşaatının
yapımları devam ediyor.Bu hizmetler Doğu'ya Güneydoğu'ya yapıldı, yapılıyor ve
yapılacak.
Kürt kardeşlerim artık uyanın, bu Vatan senin
, benim, lazın , çerkezin.Bırakalım şu
milliyetçiliği.Peygamberimiz (sav) ne buyurdu ; Arab'ın Acem'e, Acem'in Arap'a
üstünlüğü yoktur.Bizim bu çizgiden ayrılmamamız lazım.Geçmiş geçmişte kaldı, yanlış
geçmişte kaldı.Kin tutarak,kavmiyetçilik güderek elimize
ayrılıktan,düşmanlıktan başka birşey geçmez.İslam alemi bölüm börçük, son kale
Türkiye, göz göre göre bu oyuna düşmeyelim.Ve bu kaleyi nasıl ele
geçireceklerini biliyorlar.PKK Kürtlerin hakkını arayan bir örgüt değil, öyle
olsa okul-dersane yakar mı, Yatırım için gelen mühendis-mimarları kaçırır mı ?,
İş makinalarını-kamyonları yakar mı ? Barajları sabote eder mi?
Birlik-beraberlik aşılayan gençleri dağdan uzak tutan şuurlu Kürt İmamları
infaz eder mi ? Gencecik yavruları dağa kaçırıp beyinlerini yıkayıp
Dinine,vatanına,ailesine, düşman eder mi ?
Marksist-Leninist ideolojinin tohumu olan PKK'ya şehir yapılanması
KCK'ya , YDGH' ye ve şuanki liderlerinin bunlardan güç alıyoruz arkamızı
yaslıyoruz diyen terör örgütünün siyasi kanadı HDP'ye karşı aklı selim olalım,
bizleri birliğe beraberliğe değil fitneye kaosa,ayrılığa sürükleyenlere artık
fırsat vermeyelim ve nefesini birlikte içimize çektiğimiz bu güzel Vatanı
içeriden veya dışarıdan bölmek parçalamak isteyenlere karşı birlikte mücadele
edelim.
Sözlerimi
Mehmet Akif Ersoy'un mısralarıyla bitirmek isterim..
Müslümanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,
Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin altinda tutan islam'i,
Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...
Arnavutlukla, Araplikla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!!
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,
Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?
Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin altinda tutan islam'i,
Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...
Arnavutlukla, Araplikla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!!
Konuğumuz Başımız Tacı! ;Tayyar Tercan
Konuğumuz
Başımız Tacı! ;Tayyar Tercan
Yol,
Yolcu Ve Vasıta
“Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında
hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundur.” Diyor Aliya İzzetbegoviç. İnanmak ve inandığın doğrultuda yaşamak… Bütün mesele bundan ibaret. İnsanın hayat rotasını çizen şey nedir ? Sevgi
ve öfkesini belirleyen, iyi ve kötü algısını oluşturan şey ? Allah Kutsi
Hadisinde “Âlemi insan, insanı da kendi marifetime erişmesi için
yarattım!"” diyor. “Aradığının ne olduğunu bilmezsen bulduğunun da ne olduğunu
bilemezsin. Diyor Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu. Neyi arıyoruz biz. Neyin peşindeyiz ve bunun
için ne yapıyoruz ? Bizi Allah’ın marifetine eriştirecek hayat nedir ve nasıl olmalıdır sorusu daha
uygun olacak belki de.
Halaskar, kurtarıcı demek. Kurtarılmayı bekleyen ruhlarımıza bir nebze
de olsa yol gösterici olması duasıyla biraz dağınık da olsa kısa başlıklar
halinde birkaç noktayı yazmak istiyorum. Niyet hayr, akıbet hayr olsun
inşallah.
Yolcu: Laik Cumhuriyet hem kuruluş döneminde –ki
kanla kurduk kanla koruyacağız diyorlar kendileri- hem de geçen zaman diliminde
kendisine en büyük tehlike olarak Müslümanları gördü. Bu yüzden de yıllarca
zulüm yaptı Müslümanlara. Rejimin gadrine uğramamış bir tane Müslüman yoktur
memleketimizde. Batı yaşam tarzını dayatarak İslamdan kopartmak için her türlü
açık ve sinsi faaliyeti yürüttü ve neticede 28 Şubat ile Müslümanlara sağlam
bir darbe vurmak istedi. Bu darbe bir bakıma ters tepti. Fakat bir yandan da
hedefine ulaştı. Zahiri anlamda Müslümanlar ülkede etkin konuma geçti,
haklarının en azından birçoğunu aldı ama bir de baktık ki yıllarca kendilerine
düşmanlık edenlerin hayat tarzına bürünüvermişler. 28 Şubat darbecileri
tarafından hakkımda verilen yeni bir cezadan dolayı ülkemden ayrılmak zorunda
kaldım. Yaklaşık iki senedir sürgün hayatı yaşıyorum. Ümmet top yekün bir
savaşın içindeyken kendi durumumdan bahsetmek değil amacım. Müslüman
olarak, Anadolu’yu merkez alan İslami
bir dünya görüşüne uygun bir devlet hayalinin peşinde geçirmeye çalıştığım
yıllar ve bunun bedeli değinmek istediğim.
Yıllarca İslami camianın dilinden düşürmediği bir
cümleydi. “zaferle değil seferle mükellefiz” evet. Bir yanıyla böyle. Nasıl ki sen tebliğini yaparsın kalpleri
çevirecek olan O ise, sen mücadele
edersin Zaferi verecek olan da O’dur.
Ama bizim şahsi olarak zaferimiz
o sefere çıkabilmiş olmamızdır aslında. Hayat gelip geçiyor. Kimse
dünyaya bağlı kalmış değil. Ne krallar ne sultanlar ne Karunlar… Herkes bir gün
ölüp gidecek. Allah’ın marifetine
ulaşabilme yolunda attığın adım senin hem seferin hem de zaferin oluyor. Çünkü
bu yol öyle zahmetsiz bedelsiz ve çilesiz geçmiyor.
Yol: “Yol odur ki hakka vara” diyor şair. Her çağın kendine mahsusu öne çıkan
hususiyetleri vardır. Bu hususiyetler ihtiyaca göre ortaya çıkar ve yerine
getirilmediği zaman toplumun, devletin ve medeniyetin çöküşüne kadar giden bir
zincirleme reaksiyonu başlatır. Bu günün
en önemli ihtiyacı Müslümanların özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük ise verilmez,
alınır. Cihadın gerekliliğidir asıl söylenmek istenen. Esaret altında ne medeniyet inşa edilir ne de
inancına uygun bir yaşam. Son İslam Devleti Osmanlı’nın yıkılışından bu güne
ümmet coğrafyası zillet içinde, maddi ve manevi anlamda bir oraya bir buraya
savrulur vaziyettedir. Sancağın düştüğü
topraklar olan Anadolu ayağa kalkmadıkça, yeni bir dirilişin gerçekleşmeyeceği ümmet
olarak son dönemde yaşadıklarımızla ortadadır. İslam’ı yeryüzünde hakim kılmak
!… Dava bu, mücadele bunun için…
İslam’ı
yeryüzünde nasıl hakim kılabiliriz, soru budur.
11 Eylül saldırılarından sonra Siyonist siyasetçilerden birisi “Müslümanların
insanlığa teklif edecekleri bir dünya görüşleri yok” diyordu. Bir dünya görüşü
olmadan, sistem çapında bir fikir olmadan hangi fikri iktidara taşıyacaksın.
Mevcut dünya düzeni, Emperyalizmin oluşturduğu sisteme göre işliyor ve kontrolü
yine onların elinde. Sen o sistemi kabul ettiğinde, istesen de istemesen de
onların çarklarına dahil oluyorsun ve kuralı koyan onlar olduğu için onların
kurallarına tabi olman gerekiyor. Buna alternatif fikrin, sistemin dünya
görüşün var mı ?
Vasıta: "Ya bir yol bul, ya bir yol aç ya da
yoldan çekil" diyor Konfüçyüs Dünya görüşü, sistem çapında vasıta fikirdir. Müslüman olarak bizler, yıkan değil inşa eden,
İnşa etmekle mükellef insanlarız. Mevcut
dünya düzenine alternatif bir dünya görüşümüz devlet algımız ve bunu nasıl
yapmamız gerektiğine dair de fikrimiz ve fikir önderlerimiz var. Üstad Necip
Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu’su ve “ yıllardır aradığım genç” dediği, eserleriyle
Büyük Doğu’nun yaşayan hali İBDA
fikriyatını oluşturan Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu. Büyük Doğu İBDA fikiryatı Ehl-i Sünnet itikadına
sımsıkı bağlı ve kendi ülkemizden
başlayarak bütün ümmet coğrafyasını kuşatacak Başyücelik Devleti teklifiyle
meydan yerindedir. Ne yana bakarsanız
bakın kan deryasına dönmüş ümmet coğrafyasının kurtuluşu, önce kurtarıcı fikri
bulmak ve sonra onu hakim kılmaktan geçiyor. Dünya görüşü Müslümanlar için o
kadar hayati bir şeydir ki bunu her zaman anlattığım hadiseyle misallendirmek
isterim.
Ruslar Afganistan’ı işgal ettiklerinde Afgan halkı
direnişi örgütleyip kurtuluş mücadelesi vermeye başladı. Seksenlerin başında
Afganistan direnişinden bazı isimler dünyadaki Müslümanlardan destek toplamak
için ülkeleri geziyor gittikleri yerlerde alimlerle siyasetçilerle kanaat
önderleriyle görüşüp onlara bilgi vererek destek talep ediyorlardı. Türkiye’ye de gelen bu grup Üstad Necip Fazıl
Kısakürek ile de görüşmek istiyor. Üstad
heyeti kabul ediyor ve kendisinden destek isteyen heyete Üstad mealen :
“Dualarımız desteğimiz sizinle. Ama bende para yok
size verebileceğim. Silah da yok. Fakat alın size bu kitabı vereyim (kendi
yazdığı İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ ) Bunu Urducaya çevirin. Biz inanıyoruz ki Müslüman
savaşıyorsa bir gün zaferi de kazanır. Asıl iş zaferden sonra. O zaman ne
yapacaksınız? Bu kitabı dilinize çevirtin okuyun okutun. Savaştan sonra nasıl
bir sistem kuracağınıza dair fikriniz olsun.” Şeklinde bazı şeyler söylüyor.
O dönemde “Üstad Afgan cihadına kitap hediye etti”
şeklinde istihzalı şeyler yazabilecek kadar fikir özürlü insanlar bugün camiada
yazar olarak tanınıyor maalesef. Ne oldu
Afganistan’da ? 1987 de sona eren savaşın galibi Afgan halkı oldu. Dünyanın iki
süper gücünden biri olan Sovyet Rusya, çöküşünü başlatan mağlubiyeti yaşadı.
Fakat bundan sonra ne oldu ? Bakın otuz yıl geçmiş aradan. Otuz yıldır o
topraklarda öyle veya böyle, şu veya bu sebepten dolayı Müslümanlar ölüyor
Müslümanlar birbirini kırıyor. İşte dünya görüşü-fikir Müslüman için hayati
derken bunu kastediyoruz. Hemen yanı başımızda Irak’da ve Suriye’de devam eden
savaşlar var. Müslümanlar zalimlerle devam eden savaşa rağmen bir araya
gelmekte zorlanıyor.
Birlik: Sorunumuz yıllarca içimize atılan ve
maalesef yine içimizde görünen unsurlar eliyle fitne tohumlarının yeşermesinden
kaynaklı, neredeyse çözülemez gibi görünen ayrılık sorunudur. Ehli Sünnet
itikadına bağlı, tarih şuuruna sahip ve nispet noktasını belirlemiş bir fikrin
etrafında toparlanmamız ve Tarihi Misyonumuz yerine getirmemiz gerek. Varlık ve
yokluk savaşının neticesi buna bağlı. Herkesin haklı olarak ortak şikayeti Müslümanların bir araya gelemeyişidir. Bu
kadar bölünmeyle bir şey yapamayız denir. İttifak gerekir diye söylev verilir fakat
bunun nasıl yapılacağını ve “neyin etrafında” birleşileceğine dair bir şey söylenmez. İşte BD-İBDA fikriyatı bunun nasılını da niçinini de
gösterir. Hangi gruba sorsanız kendi etrafında birleşilmesini ister. Hangi
cemaate baksanız en büyük en güçlü ve en doğru kendilerinin olduğunu söyler.
Oysa bir fikir etrafında birleşmek bu sorunu ortadan kaldırır. Fikri kim daha
iyi temsil ederse o öncülük eder. Fikir dünya görüşüdür. Dünya görüşü de hayat
nizamımızı belirler. İnşallah bu duamız çabalarımızla gerçekleşecek.
Ümitvarız. Özellikle küfrün bu kadar pervasız ve bütün yönlerden saldırma
sebebi ümmetin yeniden ayağa kalkma çabasından kaynaklanıyor. Bu dirilişin
önüne “ben varsam davam var” şuurunda Müslümanlar yaşadığı müddetçe ne yapsalar
geçemeyecekler.
Rabbim ümmeti muhafaza etsin. Bu karanlık günleri
aydınlık şafağın habercisi eylesin. Birlik ve dirliğimizi tesis etmek gücü
versin bizlere. Allah Rahim Allah Rahman Allah Muntakim…
Vesselam.
Yola Revan Olmak
Muhlis
Akkoca
Kimdir?
1992
tarihinde İstanbul'da doğmuştur. İlk, orta ve lise eğitimlerimi İstanbul'da
tamamlamıştır. Lise eğitimimi Bağcılar Anadolu Teknik Lisesinde Otomotiv
sektörü bölümlerinden biri olan Oto Elektro Mekanik üzerine tamamlamıştır. Yaklaşık
4 senedir insanları Hac ve Umre vazifesi için kutsal topraklara götürmekte
yardımcı olan Turizm şirketinde halen aktif olarak çalışmaya devam etmektedir.
Yola Revan Olmak
Davamız uğruna yeni bir yola koyulmanın
huzuru ve gururuyla öncelikle, Cenab-ı Hakk hepimize yardım eylesin. Bizleri ve
İslam uğruna ter dökmek isteyenleri muvaffak kılsın. Kuran'ın ve Rasulü’nün
gölgesi altında bizleri haşreylesin.
İçinde bulunduğumuz toplumu iyisiyle,
kötüsüyle, doğrusuyla, yanlışıyla kabul etmek zorundayız. Evet; bunu kabul
etmek, en tabii olaydır fakat her şeyi de oluruna bırakmak dava insanlarına
yakışır bir şey değildir. Toplum düzeninin din olmadan sağlanamayacağı gibi
gelecek nesillerin de bu hassasiyet çerçevesinde yetiştirilmemeleri, bizleri
daima ileride kapatılamayacak yaralar bırakacaktır. Bu yüzden geç kalınmış dahi
olsa artık bir şeyler yapmamız gerekmez mi? İnsan olduğumuz için bize
yakıştırılan saygı ve sevgi değerlerini, sürekli göz önünde bulundurmak en
doğal hakkımız değil midir?
İşte tam burada ortaya koymak istediğimiz
şey, zengin medeniyet tecrübemizin ve ümmet şuuruyla yetişen tüm insanların
devamını mümkün kılan tek şeyin Kur'an ve Sünnet'e sarılmaktan başka
yapılabilecek hiçbir şeyin olmayışıdır. Tek gayemiz; birey ve toplumun, saadet
ve mutluluğuna neden olan dinin kanunlarını uygulamaktır. Onun sadece adıyla
yetinmenin faydası yoktur. Zira değerli olan şey hakikatin iddiası değil
kendisidir. Dinini tam anlamıyla bilen ve yaşayan gençlerin bulunduğu toplum
daima ahlak anlamında zirve yapmış toplumdur.
Batı özentiliği kisvesi altında satılan
hayatlar değil, dinini gerçek anlamda bilen ve onu bildiği gibi yaşayan genç
arkadaşlarımız arasından yeni İbn Sina’lar, yeni Itri’ler, yeni İbn-i
Heysem’ler ve hatta Ebu Hanife'ler, İmam Gazali'ler, Seyyid Kutub'lar gibi ilim
ve bilim adamlarının çıkmasına… Vesile olmak, en azından onlara destek olmak,
yol göstermek ve tüm dünya insanlarının barış ve huzur içerisinde, bize
emredildiği gibi yaşanılabilir bir toplum bırakmayı; hepimiz ne kadar çok
isteriz değil mi?
Tüm bunlar için her ne olursa olsun Allah'a
muhtaç olduğumuzu her daim hatırlamamız gerekiyor. Bunun yanında Kur'an ve
Hadis'e içtenlikle bağlanmak, niyetlerimizi yeniden inşa edip düzeltmek,
yararsız aktivitelerden uzaklaşmak, boş vakitleri yararlı işlerle geçirmek ve
en önemlisi her ne olursa olsun sıkı çalışmaya hazır olmak zorundayız.
Genç bir Müslüman arkadaşımızın söylediği
gibi, hayat sınavında gerçekten ne kadar başarılı olmak istediğimize karar
vermek bize kalmış. Kısacık hayat yolculuğumuz üzerinden en iyisini yapmaya
karar vermek ve doğru isteği kazanmak için Allah bize yardım etsin. Böylece,
Ahiret'in ihtişamlı sonsuz başarısına ulaşabiliriz. Amin!
Aziz Okurlarımıza
Mert
Yiğit
Kimdir?
31
Temmuz 1994 Ankara doğumludur. İlkokulunu Büyükhanlı Kardeşler İlköğretim Okulu’nda,
Liseyi Cumhuriyet Ticaret Meslek Lisesi’nde Muhasebe Finansman bölümünü okudu.
Şu an Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi bölümü 2.sınıf
öğrencisidir. Klasik Türk sanat müziği dinlemekte ve bol bol tarih kitapları
okumaktadır.
Aziz
Okurlarımıza
Sevgili okurlarımız…
Yazıma
başlamadan önce, mübarek Ramazan Ayı’nızın hayırla geçiyor olmasını Allah’tan dilerim.
Öncelikle kendimi tanıtayım ismim Mert Yiğit.
Bendeniz 21 yaşımdayım ve Atılım Üniversitesi’nde, Siyaset Bilimi Ve Kamu
Yönetimi Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Tarih konuları üzerine kitaplar okuyor,
klasik Türk müziği dinliyorum. Güncel olayları, İslam dünyasından haberleri
takip etmeyi ihmal etmiyorum.
Dergimizden bahsedersek
öncelikle şunu belirtmeliyim ki, çok güçlü bir yazar kadrosu ile sizlere
yazılarımızı sunacağız. Bizim temel amacımız objektif olarak yazılar yazmaktır.
Çarpık bilgileri düzeltmektir.
Günümüzde birçok alanda
yanlış yazılar yazan veyahut İslam’ı yanlış/çarpıtarak yazanların yazılarını
Allah’ın izniyle gerçek bilgilerle çürüteceğiz.
Bendeniz, siz
okurlarımıza tarih alanında yazılar yazacağım. Biliyorsunuz günümüzde tarih alanında
birçok yazar var; birçoğu yazılarını inandıkları ideolojiye göre veya tek bir
insanın ağzından çıkmış düşünceye göre yazmaktalar. İnşallah yazılarımız ile bu
durumu düzelteceğiz.
Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi
ve en önemli konu olarak günümüzde çok çarpıtılan İnkılâp Tarihi konuları alanlarında
yazılarımızı yazacağız sizlere; şimdiden güzel okumalar diliyorum.
Vesselam-u Âla
Men İttebâ’l Hüda
Tasavvuf Yolum
Abdülaziz Can
Biraz gecikmeli de olsa sonunda kararımı verip düştüm yollara. Bir pazar
günü, hava kapalı, sanki beni sıkmak istercesine üzerime binmiş bir ağırlık
var. Yollar uzadıkça uzuyor. Nefis, karşımda heybetli bir cellat gibi duruyor ;
geri dönüp vazgeçmemi istiyor. Gönül , Mürşid-i Kamil’le buluşmayı, vuslata
ermeyi düşlüyor…
Düşünceli ve bir o kadar da çekimser adımlarım
var. Adımlarımın bir kısmı ileri basmak
isterken bir kısmı ise geriye basmak istiyor. Zorluyorum kendimi, nefistir diyorum.
Tasavvufta ilk mertebe; mürşidini bulmak için fersah fersah bütün diyarları
dolaşmış o sabır ve kâmil ehlinin mertebesi. Zor… Sabır ve sebat gerek. ‘Olur,
katlanmak gerek, fedakârlıklar üzerine inşa edilecek bir gelecek için olmalı’
diyorum. Bismillah.
Arıyorum, o kapıya gideceğini düşündüğüm otobüsün oraya gitmeyeceğini öğreniyorum.
Çaresizliğe kapılıyorum, ‘Hayır!’ diyorum, ‘Hayır olacak!’ bir şekilde
ulaşacağım… Farklı bir yol deniyorum ve atlıyorum minibüse.. Nerede ineceğimden
habersiz, bir meçhule doğru… Diken üstündeyim, şoföre sıkı sıkı tembihliyorum
ineceğim yeri.
Ve iniyorum…İndiğim yer yemyeşil. Yaşadığım yerin beton yoğunluğundan sıkılmışım.
Her yer toz toprak. Gönlümü ve ruhumu dinlendirmek, yüceltmek, ahlaklı bir
farkındalığa celp etmek için geldiğim bu yolda bunun ufak belirtileriyle
karşılaşıyorum. Ağaçlar hırçın bir çırpınışla sallanıyor, içimde ufak bir korku
var. Buraya gelişimi geciktirmemi açıklayacak cümleler düşünüyorum. Hayır,
yersiz. Hiçbir bahane geçerli ve yeterli değil. Ya Allah, Bismillah diyorum.
Yaklaştıkça korku bütün damarlarımda kanın yerini almış, hızla
dolaşıyor. Gecikmemeliydim diyorum. Bu kapı bırakılmaz, geç kalınmaz, belki geç
kalınınca kabul olunmaz diyorum. Yunus Emre'yi düşünüyorum ; Hani Hacı Bektaş'a
geç kalan Yunus'u , geç kaldığı için nasibinin artık Tapduk Emre'de olduğunu
öğrenen, günlerce yol yürüyen Bizim Yunus'u..
Geç kalmamalıydım , o kapıya yetişmeliydim. Endişeye kapılıp daha hızlı
yürüyorum. Ara sokaklardan yürürken bir kez daha buradaki huzuru bizzat tahlil
etme fırsatı yakalıyorum. Her yer yeşillik, göze hitap eden müstakil evler; birçoğu
bahçeli, ruh dinlendirici ve estetik…Ne de hoş !
Ve evet, bahsedilen evi sanırım buluyorum usulca sokuluyorum bahçesine.
Kapı kapalı, zile basıyorum. Ya Allah
Bismillah. Heyecanım dorukta, kalbim şu an hızlı atıyor belki az sonra
bulacağı mürşidle coşacak, kendi ağırlığını mürşidle kazanacak, yumuşayacak ve
ehlileşecek. Nasıl zahir olan her şey bir ustanın elinden geçince bambaşka bir
şeye dönüşüyorsa kalp de öyle. Ustasını bulduğu takdirde, ehlileşir, öğrenir,
yaşar ve daha canlı atar. Yunus’u, Tapduk Sultan, Yunus Emre yapmadı mı?
Celâleddin’i ‘Mevlânâ’ yapan Tebrizli Şems onu ehlileştirmedi mi? Bu kapıda
gerekirse odun taşımalı, halk içinde itibarını kaybetmeli; bilgelik ve din
otoriterliğinden hatta kendi benliğinden vazgeçmeli ama bu kapılar
bırakılmamalı. Kalp, yolunu bulduysa şayet, daha öncekilerin söylediklerini
değil, ustasının söylediklerini dinlemeli…
Hakk’a dön her daim yüzünü,
Anlamaya çalışmalıyız inen nurların özünü,
Aciziz, muhtacız biz yaradana,
O’ndan destek almadan nasıl yaşarız Dünya’da
Bize de ver fayda veren ilimlerinden,
Yetiştirelim gençlerimizi senin zenginliğinden,
Bulalım gerçek dostu satır aralarında,
O olur dost ancak bize her sayfasında.
Bilginin zekatını verelim paylaşalım sürekli,
Alsın insanlar o bulunmaz mücevheri,
Kıralım cehaleti gömelim tarhine,
Çıkmasın birdaha asla yeryüzüne.
Buluşla yapalım cihadımızı kan dökmeden,
Batı Dünya’sı görsün neler çıkarmış ilimden,
Bize barış gerek bitirelim savaşları,
Haydi Müslümanlar şimdi tam zamanı…
Muhlis Akkoca
Anneler Hep haklıdır!
Derya BUDAK
Kimdir?
Dünyaya gözlerini bir sahil kasabasında açmasından dolayı kendisini “denize kıyısı olan insanlardan” diye tanımlamaktadır. Şu an Gazi Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema 4. Sınıf öğrencisidir. Kendine yatırım yaparak yeni hobiler edinir. Yazmayı, anlatmayı ve düşünüp yorumlamayı sevmektedir.
Anneler Hep haklıdır!
Vakit geçip giderken hepimiz,
artık çocuk olmadığımızı fark ettik. Kendi hayatımızı yaşarken kendi
kararlarımızı aldık. Peki, aldığımız bu kararları aile içinde danışarak mı
alıyoruz? Aile içi istişare bireyler için oldukça önemli bir konudur. Bu konuda
en önemli danışma merci ise annelerdir. Her ne olursa olsun her çocuk bir birey
kabul edilmeli ve yeni alınan kararlar için aile bireyleri birbirine
danışmalıdır. Çocukken bazen dışarı çıkacağımız kıyafetten ne yiyeceğimize
kadar bize annelerimiz tavsiyelerde bulundu ve yardımcı oldu. Ama biz çoğu
zaman kendi bildiğimizden şaşmadık. Kendi tecrübelerimizi sonuçlarına
katlanarak edindik. Örneğin havanın normal olduğu bir gün annemiz, yanına
ceketini al üşürsün dediğinde itiraz edip güldük. Ancak daha sonra bir anda
yağan yağmurla birlikte aklımıza annemiz ve yanımıza almadığımız ceketimiz
geldi. Ya da annemiz, korumacı bir tavır sergileyerek soğuk su içmememiz gerektiğini
aksi takdirde hasta olacağımızı bize söylediğinde yine haklıydı. Büyüyünce de
durum pek farklı olmadı aslında. Ne zaman kendimizi iyi hissetmesek annelerimiz
hep yanımızda oldu. Ne yapacağımızı ve ne yapmamız gerektiğini hep bildi
annelerimiz. Bunun nedeni onların bizden kat kat tecrübeli olup dünyayı çok
daha önce keşfetmiş olmalarıdır. Aynı zamanda annelere bahşedilmiş içgüdüsel
duygulardır hiç şüphesiz. “Annelik tıp kitaplarındaki kadar kalsaydı, bu kadar
büyük olabilir miydi?” demiş Cahit Zarifoğlu. Aileyi tam manasıyla huzur
kaynağına çeviren ilk olarak annelerimizdir diyebilirim. Bizler de saygı ve
sevgimizle gereken değeri vermeliyiz onlara.
Ailemizden, büyüklerimizden öğreneceğimiz her
bilgi atın değerindedir. Babam her zaman şöyle der, “Bildiklerimi öğrenmek için
bedeller ödeyerek tecrübeler edindim, siz bana danışırsanız bedel ödemeden
bilgilerimden faydalanabilirsiniz. Bu konuda şanslısınız yeter ki sorup
öğrenmek isteyin.” Tabi ki kuşak farkından dolayı günümüzde bilgiye ulaşmak
belki çok kolay fakat her şey internet ortamında yok, olanların güvenirliği de
şüpheli. Eğer önemli işlerde hep birlikte karar alınırsa aldığımız kararın
sonucu ne olursa olsun kendimizi yalnız hissetmemiş oluruz. Umarım hayatta emin
olduğumuz işlere imza atarken sevdiklerimiz hep yanımızda olur.
Hadi bismillah...
Ömer
Aliu
Kimdir?
26
Kasım 1992 de Bursa da doğmuştur. İlkokulu Makedonya’nın Manastir (Bitola)
şehrinde tamamladıktan sonra Ortaokulu Makedonya’nın Resne şehrinde
bitirmiştir. Liseye 2007 yılında Struga şehrinde başlayıp yapı ressamlığı
bölümünü bitirmiştir. 2011 yılında Edirne’de Trakya Üniversitesi Mimarlık
bölümüne başlamıştır ve halen devam etmektedir. 2013 yılından bu yana Trakya
Uluslararası Öğrenci Derneği yönetiminde faaliyetlerde bulunmaktadır. Bir dönem
Edirne Ak parti Gençlik Kolları Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Genc
İHH Edirne Kurucu üyeliği yapmıştır.
Hadi
bismillah...
Esselamu aleykum ve rahmetullah..
Her hayrın başı bismillah ile başlayalım...
Dergimizin ilk sayısına ilkyazımı yazarak siz okuyucularla heycanımı paylaşmak istiyorum. Bu çıktığımız yolda Allah’ın bizlere muvaffakiyet nasip etmesini niyaz ediyorum. Allah bizi ve hayırlı işler için yola çıkmış diğer kardeşlerimizi muvaffak etsin.
Esselamu aleykum ve rahmetullah..
Her hayrın başı bismillah ile başlayalım...
Dergimizin ilk sayısına ilkyazımı yazarak siz okuyucularla heycanımı paylaşmak istiyorum. Bu çıktığımız yolda Allah’ın bizlere muvaffakiyet nasip etmesini niyaz ediyorum. Allah bizi ve hayırlı işler için yola çıkmış diğer kardeşlerimizi muvaffak etsin.
Seferlere yükümlü olduğumuz şu alemde birkez daha
denemek için, doğruları söylemek için, ‘Halaskar’ olmak için yola çıktık. Zafer
hiç şüphe yok ki yalnızca Allah’ındır (cc).
İlkyazı olması hasebiyle ilk önce bana bu dergide
yazma fırsatı veren ve bana güvenen değerli dava arkadaşım Egemen Doğan’a
teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Bu köşede bundan sonra dilim döndüğünce Türkiye’nin
güncel siyaseti hakkında ve Balkanlar üzerine yazacağım. Bir iddiam yok, ben
burada öğretmek için yeri geldiğinde öğrenmek için yazacağım.
Ben burada bildiklerimle amel edeceğim inşallah…
Allah (cc) bana bilmediklerimi öğretecek. Bu süreçte birilerine faydalı
olabileceksem bir kişi dahi olsa da bu benim için yeterli olacaktır.
Sözlerime ileride daha iyilerini söylemek, Allah
(cc) için çalışmak, yine bu dava uğrunda bu yolda hayırlı işlere imza atmak
adına şimdilik burada noktalamak istiyorum Allahın rahmeti ve bereketi
üzerimize olsun. Selametle, takipte kalın...
Söylenecek Bir Çift Söz
Söylenecek
Bir Çift Söz
Hicran sıçradı gül tomurcuklarına
Zira metropoller kalabalık, biz yalnızdık
Sürekli gözünden yaş akmıyor insanın
Artık yumru topuk ayakkabı da giymiyor kabadayılar
Yok kimsenin elinde tesbihi
Haysiyetsizleşmiş bir müessese
Cidden parayı veren çalıyor, düdüğü
Meteliğe sıkacak kurşunu yok oysa Ragıp amcanın
Peyniri yirmi birinci yüz yılda
Veresiye alıyor hala
Bir yandaysa bilmem nasıl bir adalet adına
Gökdelenler dikiyor hatırşinas (!) birileri
Çarpık kentleşme !
Sahi nerden bilsinler taze sütün şifasını
Alarmları dahi batı zıngırtısı olan vekiller
Yıllarca okuyup taksitlendiriyoruz köleliğimizi
Ha o faiz döşeğinde ha şu bankanın koynunda
Tırnak içinde hep söylenecek sözlerimiz ve
Kaşlarımız iman ederken inkar eden gözlerimiz var
Bir türlü bütün olmayı beceremiyoruz
Sevmeyi de beceremediğimiz gibi
Koşuşan çocukları, soğuk döşeği, kuru ekmeği...
Ne zaman hakikate ses verecek olsa bir mütefekkir
Yaka paça hapsolunduğundan belkide acemiliğimiz
Göremeyişimiz, perdelerden ötürü
Perdelenenin şanını, perdelerin sırrını...
Oysa şimdi gülüşlerde firkat eksik,
Belkide bu yüzden bunca nefes kesik kesik.
Nuran
Tan
Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam
Serdar Fikret Kılıç
Kimdir?
14 Mart 1990 Yılında İstanbul’da doğmuştur.
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisidir. Bir dönem Timetürk ve Gençtime
internet haber portallarında köşe yazarlığı yapmıştır. 2011 Yılında Washington
Post’un Beyrut ofisinde çalışmıştır. 2013 yılında Mısır Kahire’de devrimi
bizzat takip etmek için bulunmuştur. Genç Öncüler başta olmak üzere çeşitli
dergilerde ve Yerel gazetelerde yazmakta, 2013 yılından beri Anadolu Haber Dış
Haberler sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Aynı Zaman’da AKİT TV İç haberler editörlüğü
görevini yürütmektedir.
Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam
Yeni sayımız, yeni
köşem, ben bismillah ile başlayıp bir de önsöz tadında başlangıç yazmak
istedim.
Başlamak Allah(C.C)
adıyla, Hz. Peygamber bir dinin tamamlayıcısı olarak aldığı emirlerle Hira’dan
Mekke’ye inerken bir başlangıcın inancıyla yürüdü.
2. Abdülhamit Han Jön Türklerle çarpışırken, bugün ekolümüzün
temelini atan Panislamizm ile yeni ufakları yeni bir başlangıçla açtı. Ben bu
sayfada Sykes-Picot’un çizdiği sınırları kaldırarak ümmet olmanın kardeşliği
içinde, yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Ortadoğu’nun 2011 yılında “doğum
sancısı” nın başladığı Tunus’ta alev alan rüzgârın şifrelerini anlatmaya gayret
edeceğim.
Ortadoğu, Dünya’nın
merkezidir. Bütün oyunlar burada kurulur, planlar burada yapılır. Burada
patlayan bir bombanın dünya üzerinde öyle bir etkisi vardır ki, global planlar
ve gidişat burada çizilir. Benim köşemde Ortadoğu’nun sosyolojik ve politik
okumalarının yanı sıra, savaş sahasındaki analizleri de dinleyeceksiniz. Ben
buradan vahyi bilinç düzeyine çıkartabilmek ve tüm Müslümanları ihya etmeyi
öncelemeden, ilkin kendi nefislerini ıslah etmeyi ve kendilerini inşa etmeyi
bilmemiz ve öğrenmemiz gerektiğini vurgulayacağım. Çünkü Ortadoğu’ya
baktığınızda kendi kaderinizi de görmüş olacaksınız. Tunus’ta kendini yakan
Buazizi’nin tenindeki yakıcı ateşi hissettiğinizde bu toprakların çocukları
olduğunuzu daha iyi anlacaksınız.
Mücadeleyi Kur’an
ve Sünnet temelinde hayatı itikadî, ibâdi, siyasî, kültürel, ekonomik birçok
alanda bir bütün olarak algılamak gerekiyor. Ortadoğu’yu yazarken tek tek bu
olguları baz alacağız ve küçük resimlerden büyüğe, yerelden devlete,
Ortadoğu’dan Dünya’ya bakacağız.
Unutulmaması
gereken şudur ki küresel cahili bir kuşatma altındayız ve bu kuşatmayı kıracak
eski metotlar değil, yeniden şekillendireceğimiz sistem içi araçlarla, sitem
dışı tevhidî mücadele birikimlerimiz olacak. O yüzden biz Müslümanların ve
özellikle gençlerin, Arap Baharı’nı iyi incelemesi ve tahlil etmesi gerekiyor.
Kronolojik sıradan
çok kısa bir şekilde geçmeyi uygun buluyorum;
1980’lere kadar inersek
Suriye ve Libya İran’ın güvenliğini kendine bağlı gördü ve diğer Arap
ülkelerini tehdit saydı. Oysa Arap olmayan İran’ın bu coğrafyada yer alması
tehlikesini şimdi Suriye devrimi üzerinden tahlil edebiliyoruz.
Mısır’ın Arap
Konseyinde 11 Yıl boyunca liderlik etmesi, Arapların arasında bir boşluk
oluşturmuştu. Bu da lokal çıkarları temsil eden darmadağın irili ufaklı STK ve
kuruluşlar meydana getirdi. Böylece
önümüze Körfez İşbirliği konseyi, Mağrur Konseyi, Arap İşbirliği konseyi çıktı.
Bu çok başlılık yeni döneme, yeni söylem ihtiyacı kazandırsa da kafa
karışıklığına da neden oldu.
1990’da Saddam
Hüseyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için yapılan zirvede 1990 ile 1996’dan sonra Arap
Birliği tartışmalara neden oldu ve en son 2000 yılında toplanabildi.
2000 yılında İsrail
Başbakan’ı Ariel Şaron’un Mescit-i Aksa
’ya provakatif ziyareti Filistinliler tarafından ikinci İntifada’yı başlattı.
Bu adım Arap sokaklarında büyük yankı buldu ve İnternetin yaygınlaşmasıyla en ücra
varoşlara kadar tüm İslamcı gençlerin aksiyon ve öfke nöbetleri büyümeye
başladı.
Müslüman Gençler
dediler ki İslamî bir hayatı hakim kılmak istiyoruz, ama bugün ki alim ve
İslamcılarla bunun olmayacağını net bir şekilde görüyoruz. Bu nokta yeni
akımlar ve yeni bir sosyolojik yapı ortaya çıkardı. Gettolaşmış direniş
hareketlerinin yanı sıra, entelektüel aynı zamanda ‘’isyancı’’ bir gençlik
ortaya çıktı.
Eski ideolojik
projelerden çıkarak, ortaya yeni bir proje koyma gerekliliğini, çağdaş Arap ve
ulus bilincine, çözümsüzlüğe karşı yapıcı ve kalkınmacı reformlarla, yeniden
yorumlanmış bir İslamcılığın getirdiği ve vaat ettikleri bizi ya kapalı bir
dindar topluma ya da sivil toplumcu bir topluma sürüklüyor. Elde olan ideolojilerle
şekillenen bu iki toplum yapısına, yeni nesil kendi entelektüel yapısıyla bir sunum
yapabilmenin çığlıklarını atıyor. İşte Ortadoğu sokakları bugün bize bu fırsatı
da sunmuş durumda.
Statükocu
yapıların, diktatörlerin koltukları için halklarını öldürmeleri bir ‘iç savaş’
olarak yorumlamak, boşa kürek çekmekten başka anlam ifade etmez.
2011 yılında olan
devrim zincirleri bize, başka bir dünya kurma gücünü gösterdi. İnanan
insanların neler başarabileceği anlaşılırken statükocuları ve diktatörleri
sarstı.
Ve artık önemli
olan 60’lardan sonra Türkiye solunun elinde bulunan hiçbir parti ve
organizasyona üye olmayan kişilerin, sokağa çıkma ve ‘isyan’ iradesi, Arap Baharı’nda
ilk defa görünen bir olgu olan örgütsüz eylemlerin, bütün alanlara sirayet
etmesinde başarılı olması oldu. Bu tavır Türkiye müslümanları için de bugün
geçerli olmuş durumda.
Bu zamana kadar ki
alimler ve önderler kendi konektörlerinde çalışarak var olan ideolojilerini
hayata uydurmaya çalıştılar ve bu bir nevi ters tepki yaparak, asıl taşıyıcı
konumda olan, gençlik ve yeni jenerasyondan geri döndü. Fakat yeni mücadele
hattı bize gösterdi ki halka dayalı ve tüm alanlara girebilen Arap sokaklarında
yükselen yeni sesler, kısa zamanda sonuç verebiliyor.
Artık bölge
İRAN-ARAP-TÜRKİYE güçleri arasında yeni bir kutba doğru gidiyor, İran’ın
mezhepçi tutumu ve Şİİ Hilali projesinin Arap dünyasındaki karşılığı gittikçe
öfkeye dönüyor. Hizbullah ve İran’ın Suriye deviminde maskelerinin düşmesi, Neo
Osmanlıcılığın ve Erdoğan’ın karizmasını yükselttikçe yükseliyor.
1921 yılında 1.
Kahire konferansında İngiliz sömürgeler bakanı Winston Churchill başkanlığında
toplanan 40 İngiliz mimar ve mühendis, ellerindeki cetvel ve pergellerle
Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap yarımadasını delik deşik ettiklerini anlamadan,
Ortadoğu haritasını yeniden çizemeyiz.
Ben bu köşede
Ortadoğu’yu yazacağım, burada sessizliği delerek inen bir bombanın patladıktan
sonra ne olduğunu ve bir bombanın Dünya’yı nasıl değiştirebileceğini anlatmaya
çalışacağım. Zaman ve fırsat bulabilirsem size bir ağıt okuyacağım, Hama
sokaklarında yazılı olan ‘’Eş-şaab yurid ıskat'en-nizam’’ yazısını size birebir
yansıtmak için elimden geleni yapacağım. Rabbim çıkılan yolu hayır etsin,
Dergimiz uzun ömürlü olsun inşallah…
Selam ve dua ile
Es-Selâm
Fatma Zehra Şahin
Kimdir?
21 Eylül 1990 tarihinde Almanya’nın İngolstadt
şehrinde doğdu. İlköğretimini Ankara’da, orta ve lise öğretimini memleketi olan
Sivas’ta tamamladı. Sonra Tokat ili Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde eğitim
fakültesini tamamladı ve ilk kitabı olan
Mabeyn’i yazmaya başladı. 40’lar kulübü ile tanıştı ve burada 4 kitapta
yazıları yayımlandı. Mukaddesat isminde bir e-dergi içerisinde de denemeleri
yayınlandı. Gaziantep’in Nizip ilçesinin Köseler Köyü’ne Bilişim Teknolojileri
Öğretmeni olarak atandı. Şu an köy öğretmenliğine devam etmektedir.
Es-Selâm
|
A'maya güçlük yoktur; topala güçlük
yoktur; hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden,
gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek
kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden
halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden
veya anahtarlarına malik olduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden
yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir
güçlük ve günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve
güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin. İşte
Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar. (Nur
Suresi-61.ayet)
Şüphesiz
ki sözlerin en güzeli sözü de sözü söyleyeni de yaratana aittir. Bu sebepten
söze O’nun sözüyle başlamak daha münasiptir.
Bilinir ki Allah(C.C.)’ın isimlerinden biridir Es-Selâm. Selâmette
olan, selâmete çıkaran anlamlarına gelir. Öyleyse, O’nun da razı olacağı
sözler söylemek, yazmak duasıyla “Es-Selâmu Aleyküm” diyelim.
Selâm,
müminin diğer mümin kardeşlerine en güzel dilek ve temennilerini sunma
şeklidir. Selâm hayırla gelmenin, hayırla gitmenin, hayırla başlamanın,
hayırla bitirmenin duasıdır. Ve
yaratan öyle merhametlidir ki, mümin kardeşine hayır dua ile yaklaşanı, hayır
dua ile ayrılanı müjdelemiştir.
Ebû Hüreyre (ra)’den rivayete göre,
Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin
ederim ki; İman etmeden Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman
etmiş olmazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi
göstereyim mi? Selâmı aranızda yaygınlaştırınız.” (Müslim, İman: 17; Ebû
Dâvûd, Edeb: 27)
Öyleyse hak söyleyip, hak yolda olmak
adına çıkılan yolda bizimle olanlara selam olsun. Aklına, fikrine, gönlüne
çalışanlara; gönül yolunda çalışmaya gönlü olanlara selam olsun. Zalime karşı
mazlumun yanında söylemeye iki çift lafı olanlara selam olsun. Selam olsun
rıza-i ilahi için okuyana yazana, anlayana, anlatana.
Bir de dervişçe söylemek gerekirse;
aşkınız cemal, cemaliniz nur, nurunuz ayn olsun!
Hak yolda söz söylemek gibi büyük, çetin
ve tehlikeli bir yangınla tutuştuk. Dilimiz döndüğünce nasip ettiği kadarıyla
kelâm etmek derdine düştük. Tüm iddialardan sıyrılıp bir meczubun aşkıyla
kağıda kaleme koştuk. Allah doğru söylete, doğru yaşata…
|
Nereden başlamalı?
Fatma
Dumlupınar
Kimdir?
1981
Ankara doğumludur. İlk ve Orta öğrenimini Ankara Altındağ’da bulunan Peyami
Safa İlköğretim Okulu’nda, liseyi Mamak İmam-Hatip Lisesi’nde tamamlamıştır.
Mezun olacağı sene çıkan katsayı problemi ve başörtüsü problemi sebebiyle
üniversite eğitimine ara vermek zorunda kalmıştır. Güzel Konuşma ve Yazma,
Grafik Tasarım Kursu ve TV Yapım yöntemleri alanında çeşitli kurslar almıştır.
Öğrenimine İlahiyat Fakültesinde devam etmektedir. Şu an Memur-Sen
Konfederasyonu’nda çalışmaktadır.
Nereden
başlamalı?
‘Dünya bütün masumiyetini kaybedip giderek çekilmez
bir hal alıyor’ demek geliyor içimden.
En çok da kalabalıklar içerisinde sarıyorsa bu
intiba,
En yoğun sokaklar, yoğun kafalar, boşaltılmış
hayatlar.
Kimse mutlu değil, bu memleket giderek daha çok
omzumuzda.
Hepimiz mutsuz çoğunluklarız ve ortak bir güven
kaybı en koyu bileşkemiz.
Bundan evvel daha çok umutluyduk aydınlık
Türkiye’den bu kesin,
Sağlam bir zemine oturtamadığımız geleceklerimiz
kafamızda bilmece ve giderek derinleşiyor ayrılıklarımız.
Manalarımız rakamlar arasında boğuldu.
Peki, ne yapmalı?
Bir amaç edinmeli, gelecek bir medeniyet inşası bekliyor. Bu ancak kendini inşa etmek ile mümkün. Zira en
başta insan ve dönüp dolaşıp insandan neşet buluyor her şey; Şeyh Galip’ten
güzel bir beyitle ve dilimize pelesenk kabilinde: “Hoşça bak zatına kim zübde-i
âlemsin sen, Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen.”(*)
Temel sorun yeniden insanı çıkarmak derinden. İnsani
değerler peşi sıra. Herkes için sağlam bir zemine oturmuş adalet tesisi ve
Nurettin Topçu’nun deyimiyle bir ideal gençlik yetiştirmek olmalı ortak
gayemiz.
Aslında belki maddeden değil manadan alırdık evvel
zamanda biz bütün güzellikleri, belki çok değil kısa zaman, bir süre mevcuttan tükettik, hazırdan yedik
deyim yerindeyse, hazıra dağ mı dayanır yetmedi nihayetinde… Ama ne hikmetse
tamamen kaybolmuyor, paslandı sadece ve bir üflesek belki çarklar işler yine. Nereye
ait olduğumuzu, hangi gruba mensup olduğumuzu bir anlık unutsak ve ortak
değerlerimize sarılabilirsek ve topyekûn gayretimiz ortak idealimiz için olsa.
Yine meseleye dönecek olursak: Yeniden bir yönelişle inşa olur medeniyet,
temas etmekle; gelecek nesiller de kendinden emin gençlerle olabilir ancak. Kendinden
emin olmak ise çalışmakla. Yitik malımızdır ilim, topluca arayış içinde olursak
neden bulunmasın?
Ve yine yeniden söyleyecek olursak; önce kendinden
başlamak ve sonra gitmek en ücra yere kadar ve tepeden tırnağa barışmak tüm
tabiatla, yerdeki karıncayla; hülasa yeniden inşa etmek için geleceği önce
umudu yeşertmeli…
(*)"Kendine güzelce bak ki, âlemin özü sensin.
Sen varlığın gözünün bebeği olan âdemsin."
Gelin Hemdem Olalım!
Cihad Aliu
Kimdir?
Güneydoğu Avrupa Üniversitesi’nde Diplomasi
bölümünde Yüksek lisans okumaktadır. Ayrıca, Üsküp’te PR&Pazarlama
şirketinin başında olup reklam, pazarlama ve tanıtım üzerine hizmetler
vermektedir. Daha önce 4 dilde makaleleri yayımlanmıştır.
Gelin Hemdem Olalım!
Sizlere, ecdadımızın, Osmanlı’nın 18. Yüzyılda yaptığı ve
ibadete açtığı, Makedonya’nın Struga iline bağlı Labunişte köyünde bulunan Mehmet
Ali Paşa camiinin bahçesinden yazıyorum. Birçok alanda devlet olabilme, halkın
ihtiyaçlarına cevap verebilme erdemine sahip olan Osmanlı devleti, aslında
halkı ile hemdem içinde olup onların halaskârı olmuştur. Bizde, toplumumuzun
halaskarı olmak adına başladığımız bu yolda, sizlere, her birimiz kendi
alanında, kendi hayat penceresinden, ictihâdlarımızı aktarma görevini
üstlendik. Bunu başarabilmemizin tek yolu ise sizler ile hemdem olabilmekten
geçiyor.
18. yüzyılda imkânların kısıtlı olduğu ancak hiçbir
şekilde hiçbir hizmetin kaçınılmadığı bir otorite, bir kurum, bir ‘çatıdan’
bahsettim yazımın başında. Google Haritalara girip, bu köyün şu an ki merkezden
ne kadar uzak olduğunu görebilirsiniz. Ki 20 yıldır Makedonya’da yaşadığım için
bunun gibi, şehir merkezlerinde uzak ancak kendince bir merkez teşkil eden bir
sürü köy gördüm. Bunlarda bir diğeri ise; babamın doğup büyüdüğü köy, Vrtekitsa
köyü. Camisi ile tekkesi ile ve birçok insaniyu’l merkez yapının bir arada
bulunması bizi bir kez daha hayretlere düşürüyor. Tabi bizlere de bu noktada
büyük görevler düşüyor. Son yıllarda büyük yatırımlar yapan ve ülkemizin,
milletimizin verdiği vergileri helali ile gerektiği yerlere aktardığına
inandığımız kurumlar, Yunus Emre Enstitüsü ve TİKA’ya da aynı şekilde büyük
görevler düşüyor. Mesela, Vrtekitsa köyünde bulunan, Halveti Dergâhı’nın (bazı
rivayetlere göre Melami de olabilir) onarılması (daha doğrusu yeniden
yapılması) ve Labunişte köyünde bulunan Mehmet Ali Paşa Camisinin yıkılmaması
için uğraş verilmesi gerekiyor. (Aldığım duyumlar, yetersiz olduğu gerekçesi
ile yıkılıp daha büyüğünün yapılması, bu noktada, belgelerle aslına uygun
yapılması için TİKA’nın ön ayak olması uygundur)
Ben Cihad Aliu, Bursa doğumlu Üsküp’te yaşayan, Diplomasi
yüksek lisans öğrencisi olarak bu doğrultuda; rahmetli Osmanlı büyüklerinden
ibn-i Kemal’in de dediği gibi: “Üsküp Cennet Bahçesinin kopyasıdır... Üsküp
Rumeli’deki Bursa'dır.”, bu toprakları yeniden birer cennet bahçesinin
kopyasına çevirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
Gelin, hemdem olalım, âlemin Halaskar’ı olalım.
Muhabbetle kalın…
İçindeki Çerokiyi Keşfet!
Nuran Tan
Kimdir?
21 Aralık 1993 Ankara
doğumludur. İlköğretim ve Ortaöğretimini Ankara'da tamamladı. İlahiyat ön
lisans mezunudur. İslami ilimlerin inceliklerini öğrenmek için birçok cemaatin
tedrisatına vakıf olmuştur. Şu an Enderun İslami İlimler Akademisi’nde öğrenim
hayatını devam ettirmektedir. İkinci dili Arapça’dır. 23 Şubat Gençlik Hareketi
Ankara temsilcisidir. Maharet adlı dergiyi 5 sayı çıkarmıştır. Onun dışında
Kıyam, Ezcümle gibi farklı dergilerde de yazıları yer almıştır. Hali hazırda bitmeyi
bekleyen bir kitap çalışması vardır. Kalemle yapılacak her hareketi önemli
bulmaktadır.
İçindeki Çerokiyi Keşfet!
Eğitim aldığım kurumun müdüresi Hanife Aydemir hocamla kitap okuma ve üzerine yorumlama yaptığımız bir ders saatimiz var. Hocamla okuyup yorumladığımız bir kitap olan ‘Küçük Ağaç’ın Eğitimi’ (Forrest Carter, d. 1927 – ö. 1979) bana Kızılderililerin bozuma uğramayıp ne kadar saf kaldıklarını anlama ve içimdeki Çeroki ile tanışma imkânı verdi.
Henüz okumayanlar için ufak bir özet geçmek gerekirse kitap, annesi ve babası ölünce büyükbaba ve büyükanne ile yaşamaya başlayan küçük ağacı konu ediniyor.
Kitabı okuduğunuzda modernleşmenin büyük ölçüde betonlaşma olduğunu farkediyorsunuz. Toprağı hissetmeden yürüyemediğinizi hayal edin ya da size sürekli yardım eden dostunuzun üzerine gereksiz yük yüklediğinizi… Bir Çeroki ayakkabı kullanmayı tercih etmez. Çünkü ayakkabı insanı acımasızlaştırır. Hissetmediğimiz şeylere karşı merhametsiz olduğumuz ise tescilli bir gerçektir.
Çağımızın en büyük sorunlarından olan depresyon Çerokilere uğramaz. “Bir şey yitirdiğin zaman yorulmak iyi gelir” düsturu ile yitirdikleri ister hayalleri, umutları ister sevdikleri yahut ekinleri olsun hemen yeni bir hayal yeni bir umut yeni bir ekin ve yeni bir dost için didinmeye ve yorulmaya başlarlar.
Bu durum ise biz Müslümanlarda resmen bir emirdir. Zira Cenab-ı Allah (c.c) şöyle buyurmuştur; “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. / Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır / Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul.” (İnşirah suresi 5-6-7). Yani bir Müslüman için de, bir Çeroki için de depresyon ve yenilenmeme söz konusu değildir.
Çerokiler için kendi dilleri çok önemlidir. Kendi diliniz evinizdeki bir fert gibidir. Onu tanır ve tınısında güven bulursunuz. Şimdilerde ise bizler hangi ülke ve hangi ırktan olursak olalım dillerimizin tınısına sahip değiliz. Evlerimiz hep yabancılarla dolu. Korkuyoruz ve huzursuzuz. Eskisi gibi sağlam temelli eserler veremiyor oluşumuz da muhtemelen bu sebepten…
Büyükbaba “Yalnızca Ti-bi, yani arı, kullanabileceğinden fazlasını depolar… Bu yüzden ayı tarafından soyulur. Rakun ve Çerokiler tarafından da…” der. Yiyemeyeceği kadar depolamak, konserveler, dondurulmuş gıdalar Çeroki diyarında yoktur. Dünyaya en büyük hainlik, elektriğin ve akabinde 1877’de Karl Linde tarafından ilk buzdolabının keşif denemesiyle yapıldı. İsraf kültürü de bundan sonra zirveye yavaş yavaş tırmandı. Güne yetecek kadar avlanmak doğru olandır. Spor gibi sadece kendini tatmin etmeye dayalı avlanmalar en büyük ahmaklıktır. Depolamak ve yersiz avlanmak eko sistemdeki dengeyi bozar ve dengeyi bozarsan bir daha düzeltemeyebilirsin ve okuyucum biz, ne yazık ki dengeyi bozduk…
Biriyle konuşurken saygı ile davranmak ve söylenilenlere dikkat etmek Çerokiler için bir gelenektir. Size seslenen birine vücudunuzu tam dönmeli, yüzünüzü görmeyi engelleyen saçlarınızı geriye atmalı veya varsa başınızdaki şapkayı çıkarmalısınız.
Kitabı okumaya karar verirseniz Büyükbaba’nın daha birçok bilge sözüne rastlarsınız. Ve kendinize, canlı ve cansız tüm varlıklara saygı duymayı öğrenmeye niyetlenirseniz içinizdeki Çeroki’yi keşfedebilirsiniz.
Genel Yayın Yönetmeni’nden
Egemen Doğan
Kimdir?
1993 doğumludur. İlk, Orta ve
Lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Lise eğitimini Ses ve Görüntü dalı
üzerine görmüş olup, daha sonra 2 yıllık Ön Lisans programını Edirne/Trakya Üniversitesi
Radyo ve Televizyon Teknolojileri bölümünü tamamlamıştır. İki dönem de TRT’de
aktif görev almıştır. Şu an Gazi Üniversitesi’nde Gazetecilik bölümünü
okumaktadır. Bir sene kadar Gazi Üniversitesi Uygulama Gazetesi’nde muhabir
olarak görev yapmıştır. Daha sonra Memur-Sen’in
basım biriminde yarı zamanlı olarak çalışmaya başlamıştır. Aynı zamanda
Milat ve Yenisöz gazetelerine haberler yapmıştır. 11 aydır yazılarını
yayımladığı “Egemendogan.blogspot.com.tr” adlı bir blog adresi bulunmaktadır.
Yazılarının bir kısmı çeşitli dergi ve internet sitelerinde yayımlanmaktadır.
40’Lar Kulübü adı altındaki yazar kulübüne dâhil olmakla birlikte bu çatı
altında, içerisinde makalelerinin bulunduğu 4 kitapta imzası bulunmaktadır.
Okumalarını; İslam İlmihali, Fıkhı, Hadis, Tefsir, Tarih, Siyaset, Roman ve
Deneme alanında sürdürmektedir.
Biz de
Varız!
Maksadımız hâsıl
olduğu an itibariyle bu güzel oluşumun ilk nüvelerini yazar dostlarımızla hep
beraber attık. Yazarlarımızın her biriyle teker teker istişarelerde bulunarak
ellerini taşın altına uzatmalarını, kendi ihtisas alanlarında ellerinden geleni
yapmaları hususunda mutabakata vardık.
Kurduğumuz istişare meclisleriyle, “Neler yapabiliriz?” sorusunu sorduk,
farklı metotlar geliştirerek kalıcı olmak, başarıya ulaşmak adına önemli
tecrübeler edindik. İslam âleminin içinde bulunduğu bu sıkıntılı durumun,
zulmün, adaletsizliğin ve sömürünün evrensel olarak bütün kıtalara yayılması
gibi itici güçler enerjimizin ve isteğimizin, dava bilincimizin ve şevkimizin
ateşlenmesini sağlayan birer sebepti. “Dur” demeliydik, “Dur!” diyebilmek için
de çağımızın en mezkûr hastalığını yenerek “Neden?” sorusunu sorabilmemiz
gerekiyordu. Özeleştiri kültürümüzü geliştirmemiz, farkındalık oluşturmamız
elzemdi.
Yeni oluşum, genç
kalemler, enerjik hisler ve aksiyona hazır bünyeler bizlerin ve İslam âleminin
ihtiyacı olan önemli etmenlerdir. Bu ihtiyaç, İslam âleminin üzerindeki ölü
toprağı atması bakımından zaruriydi. Malum davada söz sahibi olabilmek, “Ben de
varım!” diyebilmek, ilmi bilgilerin, farkındalıkların ve teknik bilgilerin
tecrübe edilmesiyle mümkündür. Üstad Kadir Mısıroğlu, bir yazısında, “İslamcı
gençliğin sahip olması gereken önemli özellikler vardır. Aksiyon adamı
olabilmek için fikir adamı olabilmek gerekmektedir. Fikir adamı olabilmek için
de, bir Müslüman gencin edebi, tarihi ve İslami ilimlere hakim olması
gerekmektedir” diyerek bir nevi lafı gediğine oturtuyor, bizlere rehberlik
ediyordu. Bu kaville dergimizde sizlere elimizden geldiğince İslami, edebi,
tarihi, siyasi ve düşünsel alanlarda kalemimizi konuşturabildiğimizce bir
şeyler söylemeye, bildiklerimizi öğütlemeye, bilmediklerimizi de öğrenmeye gayret
edeceğiz. Gayret bizden Tevfik Allah’tan (cc).
Öğütlemeye,
elimizden geldiğince öğretmeye azmettiğimiz bu yolda üslubun da önemini kat’î
surette kavramış bulunmaktayız. Üslup kelamın muhtevasından önce geliyor, bir
nevi pazardaki meyvelerin seçilişine benzetebiliriz. Üslubu halis olmayanın
kelamı çoğu zaman reddedilmiş, en bariz hakikatlerin bile hazmını
zorlaştırmıştır. Tecrübelerimize binâen görmekteyiz ki üsluba tam titizlikle
sarılıp cümlelerin büyülü dünyasına okurumuzu sokmak, kendimizi ifade edebilir
kılmak hayati önem taşımaktadır.
Bu güzel yolumuzda
birden çok önderimiz bulunmakla birlikte her türlü fikir ve dava adamının
düşünce, söylem ve eylemlerini önemsiyoruz. Sebil’ürReşad dergisini hangi
amaçla çıkarıyorsunuz sorusuna; “Mecmuayı çıkarmaktaki birinci maksadımız,
din-i İslâm’a hizmet, insanların dünya ve âhiret saâdetlerine vesile olacak
doğru bir yol göstermek.
İkinci maksadımız,
İslâmiyet’e içeriden ve dışarıdan saldıranların asılsız iddialarına aklî ve
naklî delillerle cevap vermek.
Üçüncü maksadımız
da, örf ve adetlerimize uymayan yabancı kültürlere karşı milletimizi uyarmak ve
korumak” diyen büyük gazeteci Eşref Edip’i rahmetle yad ediyor, açtığı bu kutlu
yolculukta rotamızı onun o ulvi amacı olarak belirliyoruz.
Umuma seslenerek
irşâd eylemek kolay değildir. Farkında bir bilinç ve dik bir duruş gerekir.
Kalem, rüzgâr yönü aksine hareket etmemelidir. Söylediklerinin bir temeli
bulunmakla birlikte bu temel hayatımızın amacını ve rotasını belirleyen
Furkan’dır. Hayatı tanzim eden o Furkan’a tazim etmek gerekir, tazim etmek de
onu okumak, idrak etmek ve hayatın her alanında öğütlerine uymaktır.
Bu itibarla, 1.sayımıza Allah’ın izniyle dopdolu bir
şekilde, ulaşmış bulunuyoruz. Genç yazarlarla, hayata ve tabiata bakışları,
duru kavrayış ve anlatışlarıyla birlikte Allah’ın izniyle sizlerle oluyoruz.
Sizlerin de desteklerini, fikirlerini ve önerilerini önemsiyoruz. Bir kez daha
1.sayıya ulaşmamız için bizi muktedir eyleyen Allah’a şükürler olsun. Rabbim
cümlemizi muvaffak eylesin.
Selametle…
Derginin Tamamını Okumak İçin; http://en.calameo.com/read/004402723f9cf6b5177e9
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)