Serdar Fikret Kılıç
Kimdir?
14 Mart 1990 Yılında İstanbul’da doğmuştur.
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisidir. Bir dönem Timetürk ve Gençtime
internet haber portallarında köşe yazarlığı yapmıştır. 2011 Yılında Washington
Post’un Beyrut ofisinde çalışmıştır. 2013 yılında Mısır Kahire’de devrimi
bizzat takip etmek için bulunmuştur. Genç Öncüler başta olmak üzere çeşitli
dergilerde ve Yerel gazetelerde yazmakta, 2013 yılından beri Anadolu Haber Dış
Haberler sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Aynı Zaman’da AKİT TV İç haberler editörlüğü
görevini yürütmektedir.
Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam
Yeni sayımız, yeni
köşem, ben bismillah ile başlayıp bir de önsöz tadında başlangıç yazmak
istedim.
Başlamak Allah(C.C)
adıyla, Hz. Peygamber bir dinin tamamlayıcısı olarak aldığı emirlerle Hira’dan
Mekke’ye inerken bir başlangıcın inancıyla yürüdü.
2. Abdülhamit Han Jön Türklerle çarpışırken, bugün ekolümüzün
temelini atan Panislamizm ile yeni ufakları yeni bir başlangıçla açtı. Ben bu
sayfada Sykes-Picot’un çizdiği sınırları kaldırarak ümmet olmanın kardeşliği
içinde, yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Ortadoğu’nun 2011 yılında “doğum
sancısı” nın başladığı Tunus’ta alev alan rüzgârın şifrelerini anlatmaya gayret
edeceğim.
Ortadoğu, Dünya’nın
merkezidir. Bütün oyunlar burada kurulur, planlar burada yapılır. Burada
patlayan bir bombanın dünya üzerinde öyle bir etkisi vardır ki, global planlar
ve gidişat burada çizilir. Benim köşemde Ortadoğu’nun sosyolojik ve politik
okumalarının yanı sıra, savaş sahasındaki analizleri de dinleyeceksiniz. Ben
buradan vahyi bilinç düzeyine çıkartabilmek ve tüm Müslümanları ihya etmeyi
öncelemeden, ilkin kendi nefislerini ıslah etmeyi ve kendilerini inşa etmeyi
bilmemiz ve öğrenmemiz gerektiğini vurgulayacağım. Çünkü Ortadoğu’ya
baktığınızda kendi kaderinizi de görmüş olacaksınız. Tunus’ta kendini yakan
Buazizi’nin tenindeki yakıcı ateşi hissettiğinizde bu toprakların çocukları
olduğunuzu daha iyi anlacaksınız.
Mücadeleyi Kur’an
ve Sünnet temelinde hayatı itikadî, ibâdi, siyasî, kültürel, ekonomik birçok
alanda bir bütün olarak algılamak gerekiyor. Ortadoğu’yu yazarken tek tek bu
olguları baz alacağız ve küçük resimlerden büyüğe, yerelden devlete,
Ortadoğu’dan Dünya’ya bakacağız.
Unutulmaması
gereken şudur ki küresel cahili bir kuşatma altındayız ve bu kuşatmayı kıracak
eski metotlar değil, yeniden şekillendireceğimiz sistem içi araçlarla, sitem
dışı tevhidî mücadele birikimlerimiz olacak. O yüzden biz Müslümanların ve
özellikle gençlerin, Arap Baharı’nı iyi incelemesi ve tahlil etmesi gerekiyor.
Kronolojik sıradan
çok kısa bir şekilde geçmeyi uygun buluyorum;
1980’lere kadar inersek
Suriye ve Libya İran’ın güvenliğini kendine bağlı gördü ve diğer Arap
ülkelerini tehdit saydı. Oysa Arap olmayan İran’ın bu coğrafyada yer alması
tehlikesini şimdi Suriye devrimi üzerinden tahlil edebiliyoruz.
Mısır’ın Arap
Konseyinde 11 Yıl boyunca liderlik etmesi, Arapların arasında bir boşluk
oluşturmuştu. Bu da lokal çıkarları temsil eden darmadağın irili ufaklı STK ve
kuruluşlar meydana getirdi. Böylece
önümüze Körfez İşbirliği konseyi, Mağrur Konseyi, Arap İşbirliği konseyi çıktı.
Bu çok başlılık yeni döneme, yeni söylem ihtiyacı kazandırsa da kafa
karışıklığına da neden oldu.
1990’da Saddam
Hüseyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için yapılan zirvede 1990 ile 1996’dan sonra Arap
Birliği tartışmalara neden oldu ve en son 2000 yılında toplanabildi.
2000 yılında İsrail
Başbakan’ı Ariel Şaron’un Mescit-i Aksa
’ya provakatif ziyareti Filistinliler tarafından ikinci İntifada’yı başlattı.
Bu adım Arap sokaklarında büyük yankı buldu ve İnternetin yaygınlaşmasıyla en ücra
varoşlara kadar tüm İslamcı gençlerin aksiyon ve öfke nöbetleri büyümeye
başladı.
Müslüman Gençler
dediler ki İslamî bir hayatı hakim kılmak istiyoruz, ama bugün ki alim ve
İslamcılarla bunun olmayacağını net bir şekilde görüyoruz. Bu nokta yeni
akımlar ve yeni bir sosyolojik yapı ortaya çıkardı. Gettolaşmış direniş
hareketlerinin yanı sıra, entelektüel aynı zamanda ‘’isyancı’’ bir gençlik
ortaya çıktı.
Eski ideolojik
projelerden çıkarak, ortaya yeni bir proje koyma gerekliliğini, çağdaş Arap ve
ulus bilincine, çözümsüzlüğe karşı yapıcı ve kalkınmacı reformlarla, yeniden
yorumlanmış bir İslamcılığın getirdiği ve vaat ettikleri bizi ya kapalı bir
dindar topluma ya da sivil toplumcu bir topluma sürüklüyor. Elde olan ideolojilerle
şekillenen bu iki toplum yapısına, yeni nesil kendi entelektüel yapısıyla bir sunum
yapabilmenin çığlıklarını atıyor. İşte Ortadoğu sokakları bugün bize bu fırsatı
da sunmuş durumda.
Statükocu
yapıların, diktatörlerin koltukları için halklarını öldürmeleri bir ‘iç savaş’
olarak yorumlamak, boşa kürek çekmekten başka anlam ifade etmez.
2011 yılında olan
devrim zincirleri bize, başka bir dünya kurma gücünü gösterdi. İnanan
insanların neler başarabileceği anlaşılırken statükocuları ve diktatörleri
sarstı.
Ve artık önemli
olan 60’lardan sonra Türkiye solunun elinde bulunan hiçbir parti ve
organizasyona üye olmayan kişilerin, sokağa çıkma ve ‘isyan’ iradesi, Arap Baharı’nda
ilk defa görünen bir olgu olan örgütsüz eylemlerin, bütün alanlara sirayet
etmesinde başarılı olması oldu. Bu tavır Türkiye müslümanları için de bugün
geçerli olmuş durumda.
Bu zamana kadar ki
alimler ve önderler kendi konektörlerinde çalışarak var olan ideolojilerini
hayata uydurmaya çalıştılar ve bu bir nevi ters tepki yaparak, asıl taşıyıcı
konumda olan, gençlik ve yeni jenerasyondan geri döndü. Fakat yeni mücadele
hattı bize gösterdi ki halka dayalı ve tüm alanlara girebilen Arap sokaklarında
yükselen yeni sesler, kısa zamanda sonuç verebiliyor.
Artık bölge
İRAN-ARAP-TÜRKİYE güçleri arasında yeni bir kutba doğru gidiyor, İran’ın
mezhepçi tutumu ve Şİİ Hilali projesinin Arap dünyasındaki karşılığı gittikçe
öfkeye dönüyor. Hizbullah ve İran’ın Suriye deviminde maskelerinin düşmesi, Neo
Osmanlıcılığın ve Erdoğan’ın karizmasını yükselttikçe yükseliyor.
1921 yılında 1.
Kahire konferansında İngiliz sömürgeler bakanı Winston Churchill başkanlığında
toplanan 40 İngiliz mimar ve mühendis, ellerindeki cetvel ve pergellerle
Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap yarımadasını delik deşik ettiklerini anlamadan,
Ortadoğu haritasını yeniden çizemeyiz.
Ben bu köşede
Ortadoğu’yu yazacağım, burada sessizliği delerek inen bir bombanın patladıktan
sonra ne olduğunu ve bir bombanın Dünya’yı nasıl değiştirebileceğini anlatmaya
çalışacağım. Zaman ve fırsat bulabilirsem size bir ağıt okuyacağım, Hama
sokaklarında yazılı olan ‘’Eş-şaab yurid ıskat'en-nizam’’ yazısını size birebir
yansıtmak için elimden geleni yapacağım. Rabbim çıkılan yolu hayır etsin,
Dergimiz uzun ömürlü olsun inşallah…
Selam ve dua ile
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder