31 Temmuz 2015 Cuma

Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam

Serdar Fikret Kılıç
Kimdir?
14 Mart 1990 Yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisidir. Bir dönem Timetürk ve Gençtime internet haber portallarında köşe yazarlığı yapmıştır. 2011 Yılında Washington Post’un Beyrut ofisinde çalışmıştır. 2013 yılında Mısır Kahire’de devrimi bizzat takip etmek için bulunmuştur. Genç Öncüler başta olmak üzere çeşitli dergilerde ve Yerel gazetelerde yazmakta, 2013 yılından beri Anadolu Haber Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Aynı Zaman’da AKİT TV İç haberler editörlüğü görevini yürütmektedir.

Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam
Yeni sayımız, yeni köşem, ben bismillah ile başlayıp bir de önsöz tadında başlangıç yazmak istedim.

Başlamak Allah(C.C) adıyla, Hz. Peygamber bir dinin tamamlayıcısı olarak aldığı emirlerle Hira’dan Mekke’ye inerken bir başlangıcın inancıyla yürüdü.
2. Abdülhamit Han  Jön Türklerle çarpışırken, bugün ekolümüzün temelini atan Panislamizm ile yeni ufakları yeni bir başlangıçla açtı. Ben bu sayfada Sykes-Picot’un çizdiği sınırları kaldırarak ümmet olmanın kardeşliği içinde, yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Ortadoğu’nun 2011 yılında “doğum sancısı” nın başladığı Tunus’ta alev alan rüzgârın şifrelerini anlatmaya gayret edeceğim.  

Ortadoğu, Dünya’nın merkezidir. Bütün oyunlar burada kurulur, planlar burada yapılır. Burada patlayan bir bombanın dünya üzerinde öyle bir etkisi vardır ki, global planlar ve gidişat burada çizilir. Benim köşemde Ortadoğu’nun sosyolojik ve politik okumalarının yanı sıra, savaş sahasındaki analizleri de dinleyeceksiniz. Ben buradan vahyi bilinç düzeyine çıkartabilmek ve tüm Müslümanları ihya etmeyi öncelemeden, ilkin kendi nefislerini ıslah etmeyi ve kendilerini inşa etmeyi bilmemiz ve öğrenmemiz gerektiğini vurgulayacağım. Çünkü Ortadoğu’ya baktığınızda kendi kaderinizi de görmüş olacaksınız. Tunus’ta kendini yakan Buazizi’nin tenindeki yakıcı ateşi hissettiğinizde bu toprakların çocukları olduğunuzu daha iyi anlacaksınız.
Mücadeleyi Kur’an ve Sünnet temelinde hayatı itikadî, ibâdi, siyasî, kültürel, ekonomik birçok alanda bir bütün olarak algılamak gerekiyor. Ortadoğu’yu yazarken tek tek bu olguları baz alacağız ve küçük resimlerden büyüğe, yerelden devlete, Ortadoğu’dan Dünya’ya bakacağız.

Unutulmaması gereken şudur ki küresel cahili bir kuşatma altındayız ve bu kuşatmayı kıracak eski metotlar değil, yeniden şekillendireceğimiz sistem içi araçlarla, sitem dışı tevhidî mücadele birikimlerimiz olacak. O yüzden biz Müslümanların ve özellikle gençlerin, Arap Baharı’nı iyi incelemesi ve tahlil etmesi gerekiyor.
Kronolojik sıradan çok kısa bir şekilde geçmeyi uygun buluyorum;
1980’lere kadar inersek Suriye ve Libya İran’ın güvenliğini kendine bağlı gördü ve diğer Arap ülkelerini tehdit saydı. Oysa Arap olmayan İran’ın bu coğrafyada yer alması tehlikesini şimdi Suriye devrimi üzerinden tahlil edebiliyoruz.

Mısır’ın Arap Konseyinde 11 Yıl boyunca liderlik etmesi, Arapların arasında bir boşluk oluşturmuştu. Bu da lokal çıkarları temsil eden darmadağın irili ufaklı STK ve kuruluşlar meydana getirdi.  Böylece önümüze Körfez İşbirliği konseyi, Mağrur Konseyi, Arap İşbirliği konseyi çıktı. Bu çok başlılık yeni döneme, yeni söylem ihtiyacı kazandırsa da kafa karışıklığına da neden oldu.

1990’da Saddam Hüseyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için yapılan zirvede 1990 ile 1996’dan sonra Arap Birliği tartışmalara neden oldu ve en son 2000 yılında toplanabildi.  

2000 yılında İsrail Başbakan’ı Ariel Şaron’un  Mescit-i Aksa ’ya provakatif ziyareti Filistinliler tarafından ikinci İntifada’yı başlattı. Bu adım Arap sokaklarında büyük yankı buldu ve İnternetin yaygınlaşmasıyla en ücra varoşlara kadar tüm İslamcı gençlerin aksiyon ve öfke nöbetleri büyümeye başladı.

Müslüman Gençler dediler ki İslamî bir hayatı hakim kılmak istiyoruz, ama bugün ki alim ve İslamcılarla bunun olmayacağını net bir şekilde görüyoruz. Bu nokta yeni akımlar ve yeni bir sosyolojik yapı ortaya çıkardı. Gettolaşmış direniş hareketlerinin yanı sıra, entelektüel aynı zamanda ‘’isyancı’’ bir gençlik ortaya çıktı.

Eski ideolojik projelerden çıkarak, ortaya yeni bir proje koyma gerekliliğini, çağdaş Arap ve ulus bilincine, çözümsüzlüğe karşı yapıcı ve kalkınmacı reformlarla, yeniden yorumlanmış bir İslamcılığın getirdiği ve vaat ettikleri bizi ya kapalı bir dindar topluma ya da sivil toplumcu bir topluma sürüklüyor. Elde olan ideolojilerle şekillenen bu iki toplum yapısına, yeni nesil kendi entelektüel yapısıyla bir sunum yapabilmenin çığlıklarını atıyor. İşte Ortadoğu sokakları bugün bize bu fırsatı da sunmuş durumda.
Statükocu yapıların, diktatörlerin koltukları için halklarını öldürmeleri bir ‘iç savaş’ olarak yorumlamak, boşa kürek çekmekten başka anlam ifade etmez.

2011 yılında olan devrim zincirleri bize, başka bir dünya kurma gücünü gösterdi. İnanan insanların neler başarabileceği anlaşılırken statükocuları ve diktatörleri sarstı.
Ve artık önemli olan 60’lardan sonra Türkiye solunun elinde bulunan hiçbir parti ve organizasyona üye olmayan kişilerin, sokağa çıkma ve ‘isyan’ iradesi, Arap Baharı’nda ilk defa görünen bir olgu olan örgütsüz eylemlerin, bütün alanlara sirayet etmesinde başarılı olması oldu. Bu tavır Türkiye müslümanları için de bugün geçerli olmuş durumda.

Bu zamana kadar ki alimler ve önderler kendi konektörlerinde çalışarak var olan ideolojilerini hayata uydurmaya çalıştılar ve bu bir nevi ters tepki yaparak, asıl taşıyıcı konumda olan, gençlik ve yeni jenerasyondan geri döndü. Fakat yeni mücadele hattı bize gösterdi ki halka dayalı ve tüm alanlara girebilen Arap sokaklarında yükselen yeni sesler, kısa zamanda sonuç verebiliyor.

Artık bölge İRAN-ARAP-TÜRKİYE güçleri arasında yeni bir kutba doğru gidiyor, İran’ın mezhepçi tutumu ve Şİİ Hilali projesinin Arap dünyasındaki karşılığı gittikçe öfkeye dönüyor. Hizbullah ve İran’ın Suriye deviminde maskelerinin düşmesi, Neo Osmanlıcılığın ve Erdoğan’ın karizmasını yükselttikçe yükseliyor.
1921 yılında 1. Kahire konferansında İngiliz sömürgeler bakanı Winston Churchill başkanlığında toplanan 40 İngiliz mimar ve mühendis, ellerindeki cetvel ve pergellerle Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap yarımadasını delik deşik ettiklerini anlamadan, Ortadoğu haritasını yeniden çizemeyiz.

Ben bu köşede Ortadoğu’yu yazacağım, burada sessizliği delerek inen bir bombanın patladıktan sonra ne olduğunu ve bir bombanın Dünya’yı nasıl değiştirebileceğini anlatmaya çalışacağım. Zaman ve fırsat bulabilirsem size bir ağıt okuyacağım, Hama sokaklarında yazılı olan ‘’Eş-şaab yurid ıskat'en-nizam’’ yazısını size birebir yansıtmak için elimden geleni yapacağım. Rabbim çıkılan yolu hayır etsin, Dergimiz uzun ömürlü olsun inşallah…
Selam ve dua ile


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder