31 Temmuz 2015 Cuma

Tasavvuf Yolum

Abdülaziz Can
  Biraz gecikmeli de olsa sonunda kararımı verip düştüm yollara. Bir pazar günü, hava kapalı, sanki beni sıkmak istercesine üzerime binmiş bir ağırlık var. Yollar uzadıkça uzuyor. Nefis, karşımda heybetli bir cellat gibi duruyor ; geri dönüp vazgeçmemi istiyor. Gönül , Mürşid-i Kamil’le buluşmayı, vuslata ermeyi düşlüyor…

  Düşünceli ve bir o kadar da çekimser adımlarım var. Adımlarımın bir kısmı ileri  basmak isterken bir kısmı ise geriye basmak istiyor. Zorluyorum kendimi, nefistir diyorum. Tasavvufta ilk mertebe; mürşidini bulmak için fersah fersah bütün diyarları dolaşmış o sabır ve kâmil ehlinin mertebesi. Zor… Sabır ve sebat gerek. ‘Olur, katlanmak gerek, fedakârlıklar üzerine inşa edilecek bir gelecek için olmalı’ diyorum. Bismillah.

  Arıyorum, o kapıya gideceğini düşündüğüm otobüsün oraya gitmeyeceğini öğreniyorum. Çaresizliğe kapılıyorum, ‘Hayır!’ diyorum, ‘Hayır olacak!’ bir şekilde ulaşacağım… Farklı bir yol deniyorum ve atlıyorum minibüse.. Nerede ineceğimden habersiz, bir meçhule doğru… Diken üstündeyim, şoföre sıkı sıkı tembihliyorum ineceğim yeri.

  Ve iniyorum…İndiğim yer yemyeşil. Yaşadığım yerin beton yoğunluğundan sıkılmışım. Her yer toz toprak. Gönlümü ve ruhumu dinlendirmek, yüceltmek, ahlaklı bir farkındalığa celp etmek için geldiğim bu yolda bunun ufak belirtileriyle karşılaşıyorum. Ağaçlar hırçın bir çırpınışla sallanıyor, içimde ufak bir korku var. Buraya gelişimi geciktirmemi açıklayacak cümleler düşünüyorum. Hayır, yersiz. Hiçbir bahane geçerli ve yeterli değil. Ya Allah, Bismillah diyorum.

  Yaklaştıkça korku bütün damarlarımda kanın yerini almış, hızla dolaşıyor. Gecikmemeliydim diyorum. Bu kapı bırakılmaz, geç kalınmaz, belki geç kalınınca kabul olunmaz diyorum. Yunus Emre'yi düşünüyorum ; Hani Hacı Bektaş'a geç kalan Yunus'u , geç kaldığı için nasibinin artık Tapduk Emre'de olduğunu öğrenen, günlerce yol yürüyen Bizim Yunus'u..

  Geç kalmamalıydım , o kapıya yetişmeliydim. Endişeye kapılıp daha hızlı yürüyorum. Ara sokaklardan yürürken bir kez daha buradaki huzuru bizzat tahlil etme fırsatı yakalıyorum. Her yer yeşillik, göze hitap eden müstakil evler; birçoğu bahçeli, ruh dinlendirici ve estetik…Ne de hoş !

  Ve evet, bahsedilen evi sanırım buluyorum usulca sokuluyorum bahçesine. Kapı kapalı, zile basıyorum. Ya Allah  Bismillah. Heyecanım dorukta, kalbim şu an hızlı atıyor belki az sonra bulacağı mürşidle coşacak, kendi ağırlığını mürşidle kazanacak, yumuşayacak ve ehlileşecek. Nasıl zahir olan her şey bir ustanın elinden geçince bambaşka bir şeye dönüşüyorsa kalp de öyle. Ustasını bulduğu takdirde, ehlileşir, öğrenir, yaşar ve daha canlı atar. Yunus’u, Tapduk Sultan, Yunus Emre yapmadı mı? Celâleddin’i ‘Mevlânâ’ yapan Tebrizli Şems onu ehlileştirmedi mi? Bu kapıda gerekirse odun taşımalı, halk içinde itibarını kaybetmeli; bilgelik ve din otoriterliğinden hatta kendi benliğinden vazgeçmeli ama bu kapılar bırakılmamalı. Kalp, yolunu bulduysa şayet, daha öncekilerin söylediklerini değil, ustasının söylediklerini dinlemeli…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder